İYİ Parti’nin Doğuşu ve Felsefesi

Hiçbir mahlukat yoktur ki tarih yazabilsin. Tarihi yazan yegâne varlık insanlardır! Yakın tarihimizi bilmemiz dünyanın ve ülkemizin nereden nereye geldiğini anlamamız nereye gideceğini doğru öngörmemiz için en büyük mihenk noktası olacaktır. Bu yüzden önce tarih!

Çok büyük bir tarihi, kültürel ve dini, mirasın varisleri olan bu topraklar ve evlatları olan bu millet, yüzyıllar boyu bu miras ile yoğrularak ve sayısız badirelerden geçerek ve en önemlisi de şehit kanları ile bu vatanın her karışını sulayarak bu günlere kadar ulaşmıştır. Özellikle Osmanlı’nın son dönemleri ile başlayan fikri ve kültürel yıkım bu milleti özünden koparmak isteyenlerin belki de en büyük başarılarıydı...!

Fakat bu Millet, özünden aldığı kuvve ve bağrından çıkardığı büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğiyle yeni kurulan “Genç Cumhuriyetin” dinamizmini birleştirip şaha kalkmasını bilmiştir. Büyük Türk Milleti tarih boyunca yıkıldı, bitti, parçalandı denilen her dönemde bağrından bir yiğit çıkarmayı neredeyse adet haline getirmiştir.

Bu süreçlerde insanlık buharlı makinelerle ilk sanayi devrimini gerçekleştirdi, ardından elektrikle tanışarak bu devrimi ikinci evreye taşıdı ve dijital teknolojiyi keşfederek 3. Sanayi Devrimine kadar geldi. Son 15 yılda baş döndürücü bir hızla gelişen teknoloji artık Endüstri 4.0 adıyla da bilinen 4.Sanayi Devrimine ulaşıtı.

Tam da 2000’li yılların başına denk gelen bu baş döndürücü gelişim rüzgârını ve mevcut dünya konjonktüründen kaynaklanan rehaveti hasbelkader arkasına almasını becerebilen mevcut iktidar (AKP), milletin hasret ile beklediği sıçramayı göreceli olarak yapabilmiştir.

Ülke ne duruma geldi?

Başlangıçta, ülkemize aşırı sıcak para girişinden ve gayrı menkul sektöründeki afaki fiyat yükselişinden kaynaklanan satın alma gücünün artması ile artık dünya milletleri ile göreceli olarak neredeyse eşit konuma ulaştığımıza inanmaya başladık. Batılı ülkelerdeki insanların kullandıkları telefonları ve elektronik aletleri kullanıyor, bindikleri lüks arabalara binebiliyor ve hatta uçağı otobüs gibi kullanabiliyorduk. Mevcut iktidar sahipleri ne yazık ki bu balonu süsleyip püsleyip her defasında milletimize yutturmayı başardı.

Ama bütün bunları yaparken teknolojimizi neredeyse hiç geliştirmiyor bilakis satın alıyorduk. Devlet aklı inovasyona açık gibi görünse de aslında elle tutulur hiçbir ar-ge yatırımı yapılmıyordu. Ve en kötüsü dünya Endüstri 4.0 devrimi ile yapay zeka ve robotik cerrahiyi başarırken biz 1998 model makinelerde tekstil ürünleri üretiyor 3 kuruşa dünyaya satıp ihracat yaptığımızı zannediyorduk. Oysaki en büyük ihracatımız gayrimenkul sektöründe idi iktidar ülkeyi gerek özelleştirmeler ile ve gerekse doğrudan satışlar ile hoyratça parsel parsel satıyordu.

2013 yılının sonunda tüm ekonomik verileri “sıcak para” rehaveti ile tavan yapan ülkemizin 2014 yılından sonra hemen hemen tüm ekonomik rasyoları bozulmaya başlamıştı. Ve bundan sonra birer birer iktidar mensuplarının ve yandaşlarının maskeleri düşmeye başladı. Devir öyle bir devir oldu ki elleri ile besledikleri hainler neden ters düştüklerini hiç anlayamadığımız bir şekilde iktidara cepheden savaş açmıştı. Devletin kılcal damarlarına kadar işlemiş bu hainler ordusu sosyal medya yolu ile iktidarın yalanlarını, hilelerini, yolsuzluklarını kısacası tüm pisliklerini milletin gözlerinin önüne serdi. Dönüşü olmayan bir yola giren iktidar devletin tüm imkânlarını kullanarak bu hain “yoldaşlarının” üzerine gitmeye çalışsa da artık tuz kokmuştu. Belki 15 Temmuz olmasaydı iktidar sahiplerinin artık insan içene çıkacak yüzleri dahi kalmayacaktı. O hain kalkışmanın rüzgarını arkasına almayı iyi beceren iktidar bu son düşmanını da pes ettirdi. Bir başka değişle susturmayı başararak tüm yolsuzluklarının üzerini örttüğünü zannetti.

Ohal ilan edildi! Ve ardı ardına çıkan KHK larla 94 yıllık Cumhuriyet’in neredeyse bütün temel taşları birer birer değiştirildi. Askeri okullar kapatıldı, Harp Akademileri kapatıldı, Genelkurmay Başkanı Milli Savunma Bakanı’na Mit, Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve tüm Kritik Kurumlar Cumhurbaşkanına bağlandı. Millet bütün bunları korku ve şaşkınlık halinde izlerken bir sabah MHP Gn. Başk. çıkıp BAŞLKANLIK SİSTEMİ istedi ve ohal altında alelacele şaibeli bir referandum ve çok küçük bir oy farkıyla Başkanlık Sistemi kabul edildi.

O saatten sonra artık ülkedeki sanatçı, gazeteci, yazar, bilim adamı, yargı mensupları ve dahi yüksek yargı mensupları konuşamaz oldu. Ülkede sadece bir kişinin sesini duyar olduk. Adeta koca ülkenin tüm mülkünü kendi üzerine geçirdiğini zannetti.

Ve Büyük Türk Milleti adeti bozmadı ve bağrından bir yiğit daha çıkardı!

BÜTÜN BU KÖTÜ GİDİŞATA, DEVLETİN VE MİLLETİN TEMEL DEĞERLERİNİN AYAKLAR ALTINA ALINIŞINA, ÜLKENİN DÖNÜLMEZ BİR YOLA GİRİŞİNE, YOLSUZLUĞA, AHLAKSIZLIĞA VE HAKSIZLIĞA SESSİZ KALMAYAN BİR YİĞİT “ANADOLU KADINI” YİNE ÇIKTI! AYAĞA KALKTI MİLLET DE AYAĞA KALKSIN DİYE, KORKMADI MİLLET KORKMASIN DİYE...

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Yukarıda derin tarihimize atıfta bulunarak, kısaca son 100 yılı ve daha detaylı olarak da son 15 yılı özetlemeye çalıştık ki ülke nereden nereye geldiğini asla unutmayalım.

İYİ PARTİ işte bu ahval ve şerâit içinde, Türk Siyasi Hayatı’na yeni bir parti katıldı. İlk bakışta son derece sade ve yalın bir isimle ortaya çıkan bu “Parti” bütün siyasi ideolojilerden ve söylevlerden daha üst bir bilinç ile insan olmanın en temel düsturunu, her nev’i güzelliği ve huzuru içinde barındıran ve sadece üç harften ibaret bir kelime ile Ülkemize ve Dünyaya haykırdı. İYİ!

Sn. Meral AKŞENER’in liderliğine çok kısa bir süre içerisinde ülkemizde yıllarca apolitik kalmış birçok yurttaşın dahi gönül verdiğini ve umut bağladığını gördük.

Ey İYİ’ler bir gün ülkeyi idare vazifesi bize geldiğinde yukarıda özetlemeye çalıştığımız bu tarihi hadiseleri asla hatırımızdan çıkarmayacağız!

Ülkemizi Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğu gibi şaha kaldırmak yegâne görevimiz olacaktır!

Dünya ile tam bir entegrasyon içerisinde tüm gelişmeleri yakından takip ederek bizler çok daha büyük dehalar çıkaracağız ve dünyanın önüne geçeceğiz!

Bütün bunları, Cumhuriyetimizin Kurucu Değerlerine gönülden bağlı, demokratik parlamenter sisteme ve kuvvetler ayrılığını sonuna kadar savunan, şeffaf ve denetlenebilir kurumları yeniden teşekkül ettirecek, Şanlı Türk Ordusunu yeniden şaha kaldıracak gençlerimiz ile BAŞARACAĞIZ.

Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!

TÜRKİYE İYİ OLACAK!



			

Av.Alper AKDOĞAN        

İYİ Parti Kadıköy İlçe Başkanı